Niye mağaracılık?
Eylül 30th, 2008 Posted in DokümanlarBazen gün ağarmadan uykunuzu bırakıp kalkarsınız. Bütün gün sırtınızda size varlığını her geçen an daha fazla hissettiren bir çanta ile ayaklarınızı hissetmeyene kadar yürürsünüz. Üzerinizdeki tüm elbiseler, pantolonunuz, çoraplarınız ter içinde kalır. Sonunda (sizi bekleyen) mağaranın genelde gizlenmiş ağzına gelirsiniz. Herkesi (dinlenmeye zaman kalmadan) bir telaş ve heyecan kaplar. Bunca yorgunluktan sonra mağaranın içinde kesinlikle hata yapma şansınız yoktur, küçük bir dalgınlık sizi yarıda bıraktığınız uykunuza sonsuza kadar geri döndürebilir.
Mağaranın sonuna (çoğu zaman geri dönmeniz gereken noktaya) ulaştıktan sonra kesinlikle içinizi zafer duyguları kaplamaz, henüz zor kısım yeni başlamıştır. Tüm malzemeleri toplayıp, yine sırtınızda kilolarca ağırlıkla yukarı çıkıp dünyaya döndüğünüzde (yeniden doğum) herşey farklı ve yeni bir anlam kazandığında, yaşadığınızı bir daha hissettiğinizde gerçek zaferi tatmış olursunuz.
Mağaranın ağzından aşağıdaki karanlığa bakmak size, bu gezegende yaşayan diğer insanlar gibi olmadığınızı bir defa daha hatırlatır. Aşağıda yaşadığınız tüm duygular (sevinç, korku, şaşkınlık, hayranlık, hayal kırıklığı…) bugün tüm dünyada bir çok insanın hislerinin odağı olan şeylerden (mesela paradan) çok ama çok farklı bir noktadadır. Bazı anlarda içinizde hissettiğiniz adrenalin ateşi, (göze aldığınız risk yine bir çok insanın riske ettiği şeylerden daha yoğun ve tehlikelidir) ancak mağaranın dışına çıkıp, soluduğunuzda ciğerlerinize dolan hava ile söndürülebilir.
Tüm bu riskleri, duyguları, çelişkileri yaşayan iyi bir mağaracının hayata bakış açısı daha farklı olacağı için üstesinden gelemeyeceği bir şey kalmamıştır . Yeni bir mağara (belki de aynı mağara) hariç…
Ve tüm bunları bir dahaki gezide tekrar edersiniz. Yine aynı sıcak yatağı bırakıp gecenin karanlığında gözlerinizi açarsınız… İşte bu mantık dışıdır ve ben işte bu yüzden mağaracılık yapıyorum …
Serkan KILINC / Aralık 2000