Ege Mağara Araştırma ve Koruma Derneği

Bilinmeye Yolculuk

Ekim 9th, 2009 Posted in Dokümanlar

Karanlık, her yere hakimdi. Yukarıyı, aşağıyı,sağı ve solu karanlık kaplamıştı. Karanlığın birde yandaşı vardı “Bilinmeyen”. Karanlığı bir yerde yalnız bırakıyordu; o da geride bıraktığımız yerlerde. Elimi baretimin üzerine atıp çakmağımı çaktığımda anlamıştım ne kadar güzel, hatta muhteşem diyebilirim, ne kadar sessiz bir yerde olduğumu. Etraftaki oluşumlar insanı büyülüyordu. Yüksek tavanlar, ucu karanlık olan koridorlar ve dibinde bilinmeyen olan inişler ürkütücü olduğu kadar çekiciydi de. Kocaman bir boşluk, bir ipin üzerinde iniyorsunuz bilinmeyene ve karanlığa doğru.Tabi iniş sırasında size dostluk eden sevimli yarasalar sessizliği bozuyor, bir de mağaradaki diğerlerinin konuşmaları. Büyük bir salondayım, sanki kayaların eserleri sergilediği bir müze. Sarkıtlar, dikitler, sütunlar ve travertenler ilk aklıma gelenler. Her bir oluşum başka bir şeyi anımsatıyor size. Bunları yakından görmek büyük bir zevk , bir de bunları gören özel insanlar arasında iseniz keyfe bakın. Ha bir de, bu mağarayı ilk araştıran ekipte iseniz, o oluşumu gören ilk kişiseniz değmeyin keyfime. Bütün dünyada yaşayan insanların kaçı bu nadir oluşumu görebilecekti, kaldı ki sen ilklerdensin. Dibi görünmeyen uçurumun başına geldiğinde adrenalin yükseliyor ve bir bilinmeyene yolculuk daha başlıyor. Keşfettikçe sır olmaktan çıkan mağara bir yerde sona eriyor ve artık dönüş başlıyor. Bilinmeyeni araştırmanın, onu artık bilinen yapmanın, korkularınızı yenmenin verdiği mutlulukla dışarı çıkmaya başlıyorsunuz. Bir başka heyecan başlıyor şimdi. Mağara içinde(ışığınız olmasa) yeryüzünde olamayacak bir karanlıktan, güneş ışığına doğru. Bazen de ay ışığına doğru. Yolculuklar gece ve ya gündüz fark etmiyor. Önemli olan yolculuğu başlatacak heyecanın ve merakın, sizi mağaraya yönlendirmesidir. Dışarı çıktığınızda bir şeyler başarmanın mutluluğu kaplıyor insanı; tabi bu başarıyı bir grup olarak kazanmak, birbirinize olan güveni arttırdığı gibi mutluluğunuzu katlıyor ve katlıyor. Yaptığınız araştırma bu kadarı ile de kalmıyor. Mağara içinde alınan ölçümlerle mağaranın haritası çiziliyor. Mağaranın nasıl oluştuğu inceleniyor(kaya yapıları vb.). İçeride yaşayan bilinmeyen canlılar ve yarasalar hakkında incelemeler yapıp, raporlar hazırlanıyor. Şu koskoca yeryüzünde görme duyusu olmayan ve tamamen şeffaf olan bir canlıyı başka nerede görebilirsin ki? İnsanlar tarafından çok vahşi olarak tanınan yarasaların, yazımın başında da söylediğim gibi ne kadar sevimli olduğunu yüz yüze kalmadan anlayamazsın.

Bilinmeyene yolculuğun içeride yolcuları olduğu gibi bir de dışarı da yolcuları var. Mağaranın başında güvenlik için bekleyen, kamp ateşinin başında hazır olan, yemekleri pişiren, çadırlarında uyuyan ve yüzey araştırması yapan kişiler bunlar. Onlarda geçekleştirecek bu yolculuğu ama 4-5 kişilik gruplar halinde sıra ile.

İşte bilinmeyene yolculuk yani mağaracılık sporu, adrenalin, sabır, hırs, dostluk, güven ve muhteşemlikler içeren bir spordur. Aynı zamanda en bilimsel doğa sporudur diyebilirim. Speleoloji (mağara bilimi) adı altında, biospeleoloji (mağara canlıları), mağara haritacılığı, jeoloji, jeomorfoloji, fotoğrafçılık, arkeoloji gibileri başta olmak üzere bir çok konuyu içeriyor.

Bu heyecanı yaşamanın ilk yolu belki de turizme açılmış bir mağaraya girmek olabilir; ama bu sporu yapmaya başladınız mı her şey farklı. Gireceğiniz mağarada yürümeniz için hazır bir yol, inmek için merdiven ve aydınlanmak içinde ampuller olmayacak; üzerinde tulum, sırtında malzemelerin, ayağında lastik çizmelerin yürüyeceğin yolu kendin seçeceksin, inmek için ip kullanacaksın ve baretindeki ışığın aydınlattığı kısıtlı bir alanı göreceksin. Oluşumlar daha güzel ve daha doğal, heyecan en üst düzeyde olacak. Korkularını yenecek ve başarıyı tadacaksın. Yeni insanlar tanıyacak, yeni doğalar görecek ve bilime bir şeyler ekleyeceksin. En güzeli de bilinmeyene yolculuk yapacak ve onu bilinen yapacaksın. Sonuçta sen özel olacaksın.

Yazımı, 2001 yılının Ağustos ayında, Anamur’da ki Türkiye’nin en derin mağarası Peynirlikönü Mağarası’nda Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü olarak yaptıkları araştırma sırasında , yerin 1300m. altında şanssız bir şekilde hayatını kaybeden Mehmet Ali Özel adlı arkadaşımız için basında yer alan bir yazı ile bitiriyorum:

Çok saygıdeğer bir ölüm
23 yaşında bir genç kapkaranlık bir mağaranın derinliklerine, yerin 1400 metre altına inip rekor kırmaya çalışırken öldü.
Ne saygıdeğer bir ölüm.
Biz Türkler genellikle böyle ‘‘onurlu bir arayış’’ içinde ölmeyiz.
Biz kahvede okey oynarken kafamıza inek düştüğü için ölürüz.
Sarhoş şoförün kullandığı otobüs, cep telefonu bahanesiyle şarampole yuvarlandığı için ölürüz. Kıçımızın üzerinde oturmaktan damarımız yağ bağladığı için ölürüz. Biz hep ‘‘aptalca’’ ölürüz.
Bir mağaranın derinliklerini keşfetmeye çalışan Mehmet Ali Özel gibi onurlu ölümler pek yoktur bizde.
Yeni dünyalar keşfetmeye çalışırken, bilime, insanlığa hizmet etmek için tehlikelere göğüs gererken pek ölmeyiz biz.
Çünkü böyle işlere pek girmeyiz. Biz bilinmeyeni aramayız. Biz bilinenden kurnazca faydalanmaya çalışırız hep. Bizden hiç káşif çıkmamıştır. Bizde mucit yoktur. Maceracılık ‘‘üçkáğıtçılık’’tır.
Aldığımız riskler, çalarken yakalanmaktan öte
değildir. Bizim kutba ilk ulaşan insan olma yolunda ölen
gezginimiz, yeni kıtalar ararken yamyamlara yem olan denizcimiz yoktur. Bu yüzden de Mehmet Ali Özel’in ölümü çok ama çok ‘‘güzel’’ bir ölümdür.
Ararken, keşfetmeye çalışırken, rekor kırmayı amaçlarken ölmüştür.
Ailesi ise ona yakışan bir aile olduğunu, oğullarının bedenini keşfetmeye çalıştığı mağaraya bağışlayarak göstermiştir.
Helal olsun Mehmet Ali’ye, helal olsun onu böyle bir yürekle ve istekle yetiştiren ana babaya.
Yaşamını adadığı mağara benim için artık ‘‘Özel’’ bir mağaradır.
‘‘Mehmet Ali Özel Mağarası.’’

Fatih Altaylı / Hürriyet

Yazan: Arda PEKSEV

Post a Comment